Hangi mesafeden umursamayız?

İnsan tarafından tekmelenen kediyi hatırladınız mı? Bacakları kesilen köpek yavrusunu? Boğazı sıkılan Bahtiyar? Çok yakınımızda evimizin içinde yaşanmış gibi hatırımızda… Yanı başımızda gerçekleşse asla kabullenemeyeceğimiz zulüm, acı ve ölümlerin milyonlarca katı şu an, şu saniyede, demir kapılar ardında, denizlerde, laboratuvarlarda, hayvanat bahçelerinde, sirklerde yaşanıyor. Biliyoruz ama görmüyoruz. Görmek ve yaşam hakkını önemsemek, zulüm ve işkenceye karşı durmak için ne kadar yakınında olmamız gerek?

Hangi mesafeden umursardık? Sadece “tanık olduğumuz” acılara ve ölüme karşı olmamız hangi sınırlılığımızdan kaynaklı? Etik algımız, etik bakış açımız -adına ne derseniz- hangi acıyı neye göre ayırıyor, nasıl oluyor da en temel hak olan yaşam hakkını bir durumda sonuna kadar savunmamıza, diğer durumda görmezden gelmemize yol açıyor. Tekil istisnalar dışında, yaşam, neden umursamazlığımızın bir sonucu olarak hep kaybeden oluyor?

Umursamak, önemsemek, düşünmek, empati… Süslü sözcüklerimiz bir kenarda dursun. Kimse kimseyi umursamak zorunda değil sonuçta ama etik algımıza başkalarının yaşam hakkını savunma sorumluluğunu dahil etmek zorundayız. Türümüzün ve diğer tüm türlerin bireylerinin yaşam hakkı… ÇÜNKÜ BİZ İNSANIZ VE “YAŞAM HAKKI”, BİREYDEN BİREYE, TÜRDEN TÜRE DEĞİŞEN SUBJEKTİF BİR ETİK DEĞER DEĞİL.


Görsel: @vegansidekick

Yazar: apeironur

Bir cevap yazın