Görülmeyeni Görünür Kılmak: Toplumun Unuttuğu Çiftlik Hayvanları

Bir gün babama diyorum ”beni mezbahaya götür”, başka bir gün diyorum ”bir çiftlik buldum hadi gidelim.” Yağmur da olsa, soğuk da olsa ”hayır” demiyor. Bu yönden şanslıyım. Yolda hızla devam ederken başka bir çiftlik ya da derme çatma bir klübe gördüğümde, heyecanla “DUR DUR DUUUR” diye bağırınca, aniden bastığı frenin çıkardığı ses, arabadan hızla inip koşarken ayaklarımdan çıkan seslere karışıyor.

Bazen de bisiklete atlayıp, çok değil şehirden yalnızca bir, iki kilometre içeriye pedal çevirince de karşılaşıyorum onlarla. Özellikle aramıyorum, çünkü her yerdeler. Onlardan ayrı kalamıyorum. Her fırsatta, her boşlukta onların yanında olma gerekliliğini hissediyorum. Her defasında aynı meraklı gözlerle buluşuyor gözlerim. “Sen kimsin? Yeni birisin, acaba bizi kurtaracak kişi sen misin?” anlamını taşıdığını varsaydığım bakışlar. Kalbim her defasında parçalanıyor, her defasında toplamaya çalışıyorum. Sizlerin de sıkça duyduğu, insanların “Ama köylerde…” diye başladığı cümlelerini, tanık olduğum görüntülerle tamamlamak için, durmuyorum. Gerçi bizlerin hissettiği üzüntü ya da çaresizlik hayvanlarınki ile kıyaslanınca hiçbir şey. O yüzden devam etmek zorundayız.

Vegan olunca içim o kadar ferahlamıştı ve hayvanların kurtulacağına o kadar inanmıştım ki. Sonra bir şey oldu, nasıl oldu bilmiyorum ama o naif baloncuktan kurtuldum ve bir şeylerin benim mutfakta tarifini tutturmaya çalıştığım nohut köftesinden ( burada mutfakta vegan yemekler deneyen/yapan kimselere karşı herhangi bir eleştiri bulunmadığını belirtmeliyim) daha büyük ve daha önemli olduğunu anladım. Hayvanlardan gelen hiçbir şeyi tüketmezken hayvanların hâlâ özgür olmadığını fark etmek beni öylesine rahatsız etti ki, yalnızca vegan olmanın YETMEYECEĞİNİ ve aktif olmanın da ayrıca gerekli ve önemli olduğunu o anda kavradım, böylece çiftliklere gitmeye başladım. O meşhur KÖY çiftliklerine. Sonra da mezbahalara..

Süt ya da yumurta köylerden gelse de, hayvanları kaynak olarak görmek, onları metalaştırmak ve dolayısı ile bunun etik olarak yanlış olduğunu yakın çevreme anlatmayı amaç edinerek başladım. Şu ana kadar gördüğüm; üç inekli bir ahırda da, altı inekli bir aile çiftliğinde de istisnasız her bir buzağı annesinden ayrı tutuluyor(du). Burada şunu da belirtmek istiyorum, ”sütün fazlası” veya ”sağmazsak memeleri ağrır” mitleri ile kendinizi lütfen rahatlatmayın ya da kandırmayın. Öyle ki dünyanın önde gelen birçok sağlık kuruluşu, süt ve süt ürünlerinin insan sağlığı açısından zararlarını ortaya koymuşken, başka bir türün kendi bebeğini beslemek için salgıladığı sütün azına ya da fazlasına, miktarı ne olursa olsun insan kullanımı için el koymak etik olarak doğru değilken, bu tarz ifadeler hiçbir bilimsel ya da etik dayanağı olmayan bahanelerin ötesine gidemiyor.

Aktif olmamın altında yatan kararlılığın ve motivasyonun nedeni, kendimi sürekli olarak hayvanların yerine koyuyor olmam. Hayvanların yerinde ben olsaydım bir kişinin dahi beni kurtarmak için az ya da çok, küçük ya da büyük bir şey yapmasını isterdim. İçine doğduğumuz ve içinde yaşadığımız, bize dayatıldığını düşündüğüm bu SİMÜLASYONdan çıktığım ve vegan olduğum için çok mutlu hissediyorum, ancak bunun hayvanlar için yeterli olmadığını da biliyorum.

2018 yazında İspanya-İtalya sularında seyir halindeyken, karaya çıkacağım zaman(lar) için, önce hayvanlara ve sonra kendime bir söz vermiştim. Bu söz, imkânlarım yettiğince hayvanların duyulmayan seslerini duyurmak ve görülmeyen yaşamlarını görünür kılmaktı.

Sokak hayvanlarına karşı yıllar içinde gelişen duyarlılık, acaba sürekli olarak kedilerin ve köpeklerin gözümüzün önünde, hayatlarımızın, şehirlerimizin içinde olmasından mı kaynaklanıyor? düşüncesi içindeyim. Peki sizlerin bu konuda düşüncesi nedir?

Çiftlikler ise tıpkı mezbahalar gibi her zaman şehir dışında, insanların gözlerinden, ilgisinden ve merakından uzakta yer alıyor. Vegan bir aktivist olarak toplumun unuttuğu, unutturmaya çalıştığı çiftlik hayvanlarını görünür kılmayı, yalnızca dış görünüşlerinin biz insanlardan farklı olduğunu, tıpkı kediler, köpekler ve bizler gibi onların da hissedebilir ve bilinç sahibi canlılar olduğunu, bir buzağının ne kadar meraklı ve hayat dolu, bir anne ineğin ne kadar şefkat ve sevgi dolu olduğunu, incecik sesleriyle meleyen kuzuların, oğlakların yavru kediler kadar oyuncu olduğunu, tavukların eşsiz güzelliklerini, kısacası bütün hayvanların eşit olduğunu ve tek farkın algılarımızda olduğunu tanıdığım ya da tanımadığım her insana göstermek için çalışıyorum.

Bir cevap yazın

Copyright © 2019 Evimiz Dünya | Design by ThemesDNA.com
top