Saartjie Baartman’ı hatırlayın

Saartjie Baartman’ı hatırlayın. Daha aşağı bir ırktan ve hatta daha aşağı bir türden sayılan, bir gösteri ve eğlence nesnesi olarak görülen… Birilerinin kendini üstün görmek, hissetmek için hiçbir gereklilik olmadığı halde türlü şekillerde sömürüp, nesneleştirip kullanarak öldürdüğü… Cinsiyetçilik, ırkçılık ve türcülüğün mağduru Saartjie’yi… Kendinizi diğer cinslerden, ırklardan ve türlerden üstün gördüğünüz ve bu yüzden onlara nesne, mal, köle muamelesi yaptığınız her durumda Saartjie’yi ve hikayesini hatırlayın. Hikayesinin aynısını şu an, şu saniye yaşamakta olan gösteri ve eğlence aracı, cinsel obje, yemek, ürün, nesne olarak görülüp kullanılan, sömürülen, öldürülen insan harici sayısız bireyi ve Saartjie’yi hatırlayın.

“Güney Afrika’nın en eski yerlilerinden olan Kikuyu kabilesine mensup Saartjie, bir çiftçinin kölesiyken aşırı gelişmiş kalçaları ve cinsel organı nedeniyle genç bir cerrahın ilgisini çeker. O dönemde Avrupa’da normal dışı görünümlü, egzotik olarak addedilen farklı ırklara ait insanların sergilenmesi moda halindedir. 1810 yılında ingiliz cerrah tarafından bu genç kadın Londra’ya getirilir. Chester piskoposunun özel izniyle Saartjie Baartman olarak vaftiz edilir.

Kadın kısa sürede bir gösteri, sergi nesnesi olarak defalarca alınıp satılır. Sirklerde, fuarlarda, müzikhollerde, yüksek burjuvazinin salonlarında bir merak ve seks objesi olarak sergilenir. Büyük kalçaları ve anormal boyuttaki cinsel organı şehvetle karışık bir merakla izlenir. İzleyenler kadının vücudunu eller, çimdikler, kalçalarına iğneler batırırlar. Bu yabancı beden onlarda açgözlü, doymak bilmez bir ilgi uyandırdığı gibi, aynı zamanda da bir Avrupalı için “daha aşağı bir ırktan” bir insan, hatta bir hayvan olduğu için; bu yaratık kendilerini daha üstün hissetmelerini sağlar. Bir yanda medeni Avrupa diğer tarafta cahil, olsa olsa Avrupalının eğlencesi, kölesi, oyuncağı Saartjie…

Saartjie artık bir insan, bir doğal varlık değil, kamunun merakını tatmin eden bir nesnedir. Bir süre sonra halk bu tuhaf varlıktan bıkar. Derken bu hilkat garibesini bilim insanları incelemek ister; bu sefer de kadın bilimsel bir vaka, bir inceleme nesnesi haline gelmiştir. Dokuz ay sonra kadın alkolik bir fahişe olarak sefalet içinde ölür. Naaşı da huzura kavuşamaz. Canlıyken kendisini inceleyip bir rapor yazan zoolog ve karşılaştırmalı anatomi uzmanı Baron George Cuvier kadının cansız bedenini teşrih eder; beyni ve cinsel organı çıkartılıp kavanozlara konulur. Bedeninin alçıdan kalıbı ve vücudundan geriye kalanlar Paris’teki Musée de l’Homme’da sergilenir.

1994’te Güney Afrika’daki ırkçı rejim sonrasında Kikuyu kabilesi Nelson Mandela’dan Saartjie’nin bedeninden arta kalanları talep eder. Bu talep Fransız bilim çevreleri tarafından ilk önce reddedilir. Ancak 2002’de Fransa naaşı iade etmeyi kabul eder. 2002’nin Mayıs ayında başbakan, birçok bakan ve kabilenin ileri gelenlerinin de bulunduğu bir tören yapılır ve Saartjie’nin yeniden biraraya getirilmiş bedeni halkının adetleri gereğince bir ot yatak üzerine ateşe verilir.” -Elif Erdoğan

Yazar: apeironur

Bir cevap yazın